Avrupa merkezli yayın Euractiv’in haberine göre Moskova, Türkiye’nin S-400 hava savunma sistemlerini üçüncü bir ülkeye satmasına prensipte olumlu yaklaşırken, sürecin güvenlik boyutu nedeniyle henüz kesin karar verilmedi. Haberde, Rusya’nın olası onayı karşılığında Ankara’dan çeşitli stratejik tavizler talep edebileceği öne sürüldü.
Başlıklara göz atın
Türkiye’nin Rus yapımı S-400 hava savunma sistemlerini bir Körfez ülkesine devrederek yeniden F-35 programına dönüşün önünü açmayı hedeflediği yönündeki iddialar uluslararası basında geniş yankı uyandırırken, Euractiv dikkat çeken yeni ayrıntılar paylaştı.
Habere göre, Rusya sistemlerin üçüncü bir ülkeye yeniden satılması fikrine tamamen kapıyı kapatmıyor. Ancak Moskova’nın bu sürece onay vermesi halinde Ankara’dan bazı siyasi ve stratejik beklentiler içinde olabileceği belirtiliyor.
Euractiv: Rusya yeniden satışı analiz ediyor
Euractiv’e konuşan Rus diplomatik bir kaynak, Rus yapımı S-400 sistemlerinin bir Körfez ülkesine satılması ihtimalinin şu anda “analiz edildiğini” doğruladı.
Kaynak, yeniden satış seçeneğinin tamamen reddedilmediğini ancak süreçte giderilmesi gereken güvenlik kaygılarının bulunduğunu belirtti.
Rusya Dışişleri Bakanlığı ise Euractiv’in sorusuna, konunun kendi yetki alanında olmadığını belirterek nihai kararın Kremlin tarafından verileceğine işaret etti.
Rusya’nın taviz talep edebileceği öne sürüldü
Haberde yer alan en dikkat çekici değerlendirmelerden biri ise Moskova’nın olası onayı karşılığında Türkiye’den bazı tavizler isteyebileceği yönündeki iddia oldu.
Bölgedeki bir ülkenin yetkilisine göre Rusya, yeniden satışa izin vermesi halinde Ankara’dan çeşitli stratejik beklentiler içine girebilir.
Bunların başında Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlarına katılmama politikasını sürdürmesi geliyor. Haberde ayrıca Moskova’nın daha önce de Ankara’dan Ukrayna’ya yönelik askeri desteğini sınırlandırmasını istediği, Türkiye’nin Rusya’nın kontrolündeki Ukrayna bölgelerinden çıkan tahıl için önemli bir transit merkezi olmayı sürdürdüğü ifade edildi.
Rusya’nın, savaşın ilk dönemlerinde Montrö Sözleşmesi kapsamında Türk Boğazları’nın Karadeniz dışında konuşlu Rus savaş gemilerine kapatılmasından da rahatsızlık duyduğu hatırlatıldı.
F-35 sürecinin merkezinde S-400’ler bulunuyor
ABD, Türkiye’nin 2019 yılında Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın almasının ardından Ankara’yı F-35 Müşterek Taarruz Uçağı Programı’ndan çıkarmış ve CAATSA yaptırımlarını devreye almıştı.
ABD Başkanı Donald Trump ise Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi sırasında yaptığı açıklamada, Türkiye’nin F-35 programına dönüşüne destek verebileceğini ve yaptırımların gözden geçirilebileceğini söylemişti.
Türk basınında yer alan haberlerde, S-400 sistemlerinin Katar veya Birleşik Arap Emirlikleri’ne satılmasının bu sürecin önünü açabilecek seçeneklerden biri olduğu öne sürülmüştü.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da konunun “son derece hassas” olduğunu belirterek Türkiye ile görüşmelerin sürdüğünü doğrulamıştı.
İstihbarat yetkilisi: Güvenlik riski ortadan kalkmıyor
Haberde görüşlerine yer verilen bölgesel bir istihbarat yetkilisi ise S-400’lerin Körfez’e satılmasının Washington’ın temel güvenlik endişelerini tamamen ortadan kaldırmayacağını savundu.
Yetkili, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’ın ABD askeri üslerine ev sahipliği yaptığını ve Amerikan silah sistemlerini kullandığını hatırlatarak şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bu ülkelerde de Amerikan sistemleri bulunuyor. Böyle bir durumda hassas bilgilerin Rusya’nın eline geçme riski tamamen ortadan kalkmış olur mu?”
Aynı yetkili, Moskova’nın üçüncü ülkeye satış seçeneğini değerlendirmesinin Rusya’nın Ankara ve Washington’a yönelik yaklaşımında değişiklik olup olmadığı sorusunu da gündeme getirdiğini belirtti.
İsrail ve Yunanistan’dan F-35 itirazı
Haberde ayrıca İsrail ve Yunanistan’ın Türkiye’nin F-35 programına yeniden dahil edilmesine karşı çıktığına da dikkat çekildi.
İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Sharren Haskel, Yunan gazetesi Kathimerini’ye yaptığı açıklamada, Türkiye’nin F-35 alması halinde dahi İsrail’in bölgedeki askeri üstünlüğünü koruyacağını savunmuştu.


