Türkiye’nin beşinci nesil savaş uçağı KAAN’ın P1 prototipi, taksi testlerine başlamasıyla birlikte geliştirme programında yeni bir aşamaya geçti. Army Recognition tarafından yayımlanan analizde, P1 prototipinin P0’a kıyasla taşıdığı tasarım değişiklikleri ve bunların Türkiye’nin hava gücü ile NATO açısından taşıdığı stratejik anlam değerlendirildi.
Başlıklara göz atın
- P1, programın yeni test aşamasını temsil ediyor
- P0’dan edinilen tecrübeler P1’e aktarıldı
- Burun tasarımı ve iniş takımında dikkat çeken değişiklikler
- Hava alıkları yeniden tasarlandı
- KARAT, TOYGUN ve elektronik harp entegrasyonu öne çıkıyor
- Türkiye için milli tasarım otoritesi, NATO için stratejik katkı
- KAAN ile F-35 birbirinin alternatifi değil
- Türkiye gelişmiş hava gücü üzerindeki kontrolünü artırıyor
Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ), 31 Temmuz 2026’da yayımladığı resmi görüntülerle KAAN’ın P1 prototipinin kendi gücüyle taksi testlerini gerçekleştirdiğini kamuoyuyla paylaştı. Army Recognition’ın analizine göre bu gelişme, programın yalnızca uçağın uçabilirliğini kanıtlamaktan çıkarak, sensörler, görev sistemleri ve aerodinamik iyileştirmelerin doğrulanmasına yönelik daha ileri bir test aşamasına geçtiğini gösteriyor.
Analizde, P1 prototipinin yeniden şekillendirilen hava alıkları, revize edilen burun yapısı, yerli kızılötesi, elektro-optik ve elektronik harp sistemleri için hazırlanan gövde entegrasyonları ile daha temsilî bir iniş takımı konfigürasyonuna sahip olduğu belirtiliyor. Bu değişikliklerin, görev sistemlerinin daha derin seviyede entegrasyonuna işaret ettiği ifade edilirken, P1’in Türkiye’nin milli imkânlarla gelişmiş bir savaş uçağını tasarlama ve geliştirme kabiliyetinin ulaştığı noktayı gösterdiği vurgulanıyor.
Analize göre KAAN’ın gelişimi, gelecekte uçağın F-35’in yerine geçmesinden ziyade, onu tamamlayıcı bir platform olarak görev yapabilmesine de imkân sağlayabilecek bir seçenek oluşturuyor.
P1, programın yeni test aşamasını temsil ediyor
Army Recognition, 31 Temmuz’da yayımlanan taksi testi görüntülerinin, KAAN programının daha gelişmiş bir test dönemine geçtiğine ilişkin bugüne kadarki en somut kamuoyu göstergesi olduğunu belirtiyor.
P0 prototipinin 2024 yılında gerçekleştirdiği iki uçuşun temel uçuş kabiliyetini doğrulamaya yönelik olduğu hatırlatılan analizde, P1’in ise daha gelişmiş aerodinamik yapı, yapısal düzenlemeler ve görev sistemleri entegrasyonunu temsil eden yeni bir test platformu olduğu ifade ediliyor.
P1’in gövdesinde yerli elektro-optik, kızılötesi ve elektronik harp sistemlerine yönelik hazırlıkların açık şekilde görülebildiği belirtilirken, bu sistemlerin kesin konfigürasyonu ve operasyonel durumuna ilişkin resmi açıklama yapılmadığının da altı çiziliyor.
Analize göre P1, yalnızca yeni bir prototip değil; Türkiye’nin milli savaş uçağı geliştirme kabiliyetinin geldiği seviyeyi, NATO’nun gelecekteki hava gücüne sağlayabileceği katkıyı ve KAAN ile F-35’in birlikte kullanılabileceği tamamlayıcı yapıyı ortaya koyuyor.
P0’dan edinilen tecrübeler P1’e aktarıldı
Analizde P0 prototipinin temel görevinin, Türkiye’nin çift motorlu büyük bir savaş uçağını tasarlayıp uçurabildiğini göstermek olduğu belirtiliyor.
P0’ın 21 Şubat 2024’te gerçekleştirdiği ilk uçuşun 13 dakika sürdüğü ve 8 bin feet irtifaya ulaştığı, 6 Mayıs’taki ikinci uçuşun ise 14 dakika devam ederek 10 bin feet irtifaya çıktığı hatırlatılıyor.
Army Recognition’a göre P1, P0’ın birebir kopyası değil; ilk prototipten elde edilen uçuş verileri, yer testleri, yapısal analizler, üretim deneyimi ve alt sistem geliştirme çalışmalarının sonucunda ortaya çıkan yeni bir mühendislik ürünü.
Taksi testleri sırasında motor tepkileri, frenleme sistemi, burun tekeri yönlendirmesi, hidrolik sistemler, elektrik üretimi, kokpit göstergeleri, ısı yönetimi ve yapısal titreşimler gibi birçok kritik unsurun birlikte değerlendirilebildiği belirtilirken, yayımlanan görüntüler hangi testlerin tamamlandığını göstermese de uçağın kendi gücüyle hareket edebilmesinin çok sayıda ana sistemin birlikte çalıştığını ortaya koyduğu ifade ediliyor.
Burun tasarımı ve iniş takımında dikkat çeken değişiklikler
Analizde P1’in en belirgin görsel değişikliklerinden birinin burun bölümünde gerçekleştirildiği belirtiliyor.
P0 prototipinde, aerodinamik ölçümler için burnun tam merkezinden ileri doğru uzanan uzun bir hava veri probu bulunduğu hatırlatılırken, P1’de bu probun korunmasına rağmen burun merkezinden sağ tarafa taşındığı ifade ediliyor.
Bu değişikliğin ön gövde geometrisi, test ekipmanlarının yerleşimi veya burun bölümünde farklı sistemlere alan açılmasıyla ilgili olabileceği değerlendirilirken, kesin mühendislik gerekçesinin ise resmi olarak açıklanmadığı belirtiliyor. Army Recognition, söz konusu probun operasyonel konfigürasyonun parçası değil, yalnızca uçuş testlerinde kullanılan geçici bir ekipman olduğuna dikkat çekiyor.
P1’in ayrıca yere daha alçak oturduğu, burun ve ana iniş takımlarının daha kısa ve kompakt göründüğü ifade edilirken, kamera açısı ve pist koşulları nedeniyle kesin ölçü karşılaştırmasının mümkün olmadığı belirtiliyor.
TUSAŞ’ın geliştirdiği milli iniş takımının yönlendirme, frenleme, hidrolik ve kontrol sistemlerini içerdiği hatırlatılan analizde, P0’ın tüm uçuşlarını iniş takımı açık şekilde gerçekleştirdiği, P1’in ise iniş takımının açılıp kapanması, kapak mekanizmaları ve acil durum senaryolarının değerlendirilmesi açısından daha temsilî bir platform sunacağı ifade ediliyor.
Hava alıkları yeniden tasarlandı
Army Recognition, P1’in hava alıkları ve ön gövde mimarisinde kapsamlı değişiklikler bulunduğunu değerlendiriyor.
Yeni prototipte hava alıklarının kokpite göre daha geriden başladığı, gövdeyle daha bütünleşik bir yapıya kavuştuğu ve orta gövdenin daha geniş göründüğü belirtiliyor.
Bu değişikliklerin hava akışının yönetimi, iç kanal düzeni, yapısal yerleşim, soğutma ihtiyaçları ile aviyonikler, yakıt ve dahili mühimmat için ilave hacim oluşturulmasıyla ilişkili olabileceği ifade ediliyor.
Bununla birlikte analizde, görüntülerin iç hava kanallarını veya motor ön yüzünü gizlemeye yönelik çözümleri göstermemesi nedeniyle radar görünürlüğü ya da aerodinamik performans konusunda kesin değerlendirme yapmanın erken olacağı vurgulanıyor.
Yine de dış tasarımdaki değişikliklerin yalnızca kozmetik olmadığı, uçağın mimarisinde gerçek anlamda revizyon gerçekleştirildiğine işaret ettiği belirtiliyor.
KARAT, TOYGUN ve elektronik harp entegrasyonu öne çıkıyor
Analize göre P1’in en stratejik gelişmelerinden biri, yerli sensör sistemleri için gövdede oluşturulan entegrasyon altyapısı.
Kokpit önünde görülen yapının ASELSAN tarafından geliştirilen KARAT kızılötesi arama ve takip sistemi (IRST) için planlanan konumla uyumlu olduğu değerlendirilirken, ön gövdenin altında bulunan yapının da TOYGUN elektro-optik hedefleme sistemi için öngörülen yerleşime karşılık geldiği ifade ediliyor.
Bu sistemlerin aktif hale getirilmesi durumunda, harici hedefleme podlarına ihtiyaç duymadan pasif hedef tespiti, uzun menzilli teşhis ve hassas hedefleme kabiliyeti sağlayabileceği belirtiliyor.
Ancak Army Recognition, bu yapıların görülmesinin sensörlerin, işlemcilerin, soğutma sistemlerinin veya yazılım altyapısının tamamen operasyonel olduğu anlamına gelmediğinin altını çiziyor.
Bununla birlikte bu düzenlemelerin; sensör görüş açıları, titreşim yalıtımı, elektrik beslemesi, ısı yönetimi ve bakım kolaylığı gibi kritik mühendislik konularının tasarım aşamasında dikkate alındığını gösterdiği ifade ediliyor.
Dikey kuyrukların ön kenarları ve uç bölümlerinde görülen farklı panellerin ise gövdeye entegre radyo frekansı veya elektronik harp antenleriyle uyumlu olabileceği değerlendiriliyor.
Army Recognition, bunların kesin olarak elektronik harp anteni olduğunun söylenemeyeceğini ancak KAAN’ın dağıtık ve gövdeye entegre elektronik sistem mimarisine hazırlandığının makul şekilde değerlendirilebileceğini belirtiyor.
Türkiye için milli tasarım otoritesi, NATO için stratejik katkı
Analizde P1’in yalnızca başarılı bir uçak prototipi olmadığı, aynı zamanda Türkiye’nin milli savaş uçağı geliştirme yetkinliğinin ulaştığı seviyeyi gösterdiği vurgulanıyor.
TUSAŞ liderliğinde yürütülen programda Savunma Sanayii Başkanlığı, ASELSAN, TAAC ile yapı, aviyonik, elektro-optik, yazılım, malzeme ve uçuş kontrol sistemleri geliştiren çok sayıda yerli şirketin görev aldığı belirtiliyor.
Programın temel hedefleri arasında yüksek yerli katkı oranı, teknolojik bağımsızlık, düşük görünürlük ve gelişmiş görev sistemlerinin bulunduğu ifade edilirken, P1’in bu hedeflerin somut ürünü olduğu değerlendiriliyor.
Army Recognition’a göre bu durum, Türkiye’nin uluslararası iş birliklerinden uzaklaşması değil; görev sistemleri, silah entegrasyonu, elektronik harp yazılımları ve modernizasyon süreçlerinde milli karar alma yetkisini güçlendirmesi anlamına geliyor.
NATO açısından ise KAAN’ın yalnızca yeni bir savaş uçağı değil, Karadeniz, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu arasında stratejik konumdaki Türkiye’de gelişmiş savaş uçağı üretim ve destek altyapısının oluşmasına katkı sağlayabileceği ifade ediliyor.
KAAN ile F-35 birbirinin alternatifi değil
Army Recognition analizinde, Türkiye’nin gelecekteki hava gücünün KAAN veya F-35 arasında yapılacak bir tercihe indirgenmemesi gerektiği de belirtiliyor.
Temmuz 2026’daki NATO Zirvesi sırasında Türk yetkililerin F-35 sürecine ilişkin olumlu mesajlar verdiği hatırlatılırken, programa dönüşün gerçekleşmesi halinde F-35’in olgunlaşmış sensör füzyonu ve müttefik ağ yapısını sunacağı ifade ediliyor.
KAAN’ın ise çift motorlu milli bir savaş uçağı olarak görev sistemi, elektronik harp altyapısı, yerli mühimmat entegrasyonu ve modernizasyon süreçlerinin Türkiye tarafından yönetilebilmesine imkân sağlayacağı belirtiliyor.
Analize göre gelecekte iki platformun birlikte kullanılması, F-35’in uluslararası ekosistemi ile KAAN’ın milli gelişim potansiyelini bir araya getirebilir. Buna insansız hava araçlarının da eklenmesiyle dağıtık algılama, elektronik harp ve insanlı-insansız müşterek harekât kabiliyetlerinin daha da güçlenebileceği değerlendiriliyor.
Türkiye gelişmiş hava gücü üzerindeki kontrolünü artırıyor
Army Recognition değerlendirmesinde, P0’ın Türkiye’nin milli savaş uçağını uçurabildiğini kanıtladığı, P1’in ise aerodinamik geliştirmeler, iniş takımı sistemleri, sensör entegrasyonu ve görev sistemlerinin olgunlaştırılması açısından çok daha zorlu bir aşamayı temsil ettiği belirtiliyor.
Analizde, prototip üzerindeki tüm açıklıklar, antenler ve dahili sistemlerin nihai üretim konfigürasyonunu temsil etmediği vurgulanırken, programın gelişim yönünün açık olduğu ifade ediliyor.
Army Recognition’a göre Türkiye; mühendisleri, teknisyenleri ve savunma sanayi şirketlerinin birikimi sayesinde gelişmiş hava gücünün tüm yaşam döngüsünü yönetebilecek bilgi, altyapı ve milli tasarım otoritesini adım adım inşa ediyor. Bu süreç, NATO açısından daha güçlü ve teknolojik olarak daha bağımsız bir müttefik anlamına gelirken, Türkiye’nin F-35 gibi platformlarla olası iş birliklerini de daha güçlü bir teknolojik altyapı üzerine kurmasını sağlayabilecek stratejik bir gelişme olarak değerlendiriliyor.


